‘Gençliklerini bu vatana adadılar’

16 Ekim 1967 günü İstanbul Üniversitesi Merkez Binası’nın 2. katındaki Mikrobiyoloji Tropikal Hastalıklar ve Parazitoloji Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Ömer Özek Hoca’mın kürsüde çalışma isteğimi olumlu karşılayarak başladığım akademik kariyer hayatımın devam etmesi beni mutlu etmektedir. Türkiye’nin ilk tıp fakültesinin mikrobiyoloji bilim dalının en değerli hocaları arasında anılan Prof. Dr. Ömer Özek, Prof. Dr. Enver Tali Çetin, Doç. Dr. Özdem Anğ, Doç. Dr. Kurtuluş Töreci’den eğitim alarak, 6 yıllık uzmanlık sürecimin bitiminden sonra da bu alanda edindiğim kazanımlarımı artırarak öğrencilerime tüm bilgilerimi aktarmak amacım olmuştur.

TARİHİ SÜREÇ

Nisan 1933’te Adolf Hitler meşhur kanunu çıkarır: “Alman kanını taşımayan hiç kimse Almanya’da memurluk yapamaz.” O ara Yahudi kökenli birçok değerli Nobel almış öğretim üyesi boşta kalır.Bu bilimadamları başta Amerika olmak üzere farklı ülkelere giderken Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’in çalışmalarıyla 22 profesör ve 90 deneyimli yardımcı İstanbul Üniversitesi’ne gelir. Daha sonra bu sayı çok artar.Prof. Dr. Ömer Özek Hocam Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 Üniversite Reformu ile mikrobiyoloji kürsüsüne gelen Prof. Dr. Hugo Braun ile 16 yıl birlikte çalışmış, onun derslerini öğrencilere tercüme etmiş, laboratuvar çalışmaları ve yayınlar yaparak, öğrenilmesi çok zor olan, mikrobiyoloji ve parazitoloji derslerinin kolaylıkla anlaşılmasını sağlamak için emek vermişlerdir.Bu iki hocanın arasında gelişen dostluğu Prof. Dr. Hugo Braun’un emekliliğinde yaptığı konuşmasından öğreniyoruz. “Bir gözüm gülüyor, bir gözüm ağlıyor çünkü içimde vatanıma kavuşmanın sevinci fakat aynı zamanda da Türkiye’den ayrılmanın acısı var” demiştir. Daha önce de savaşın bittiği ve Hitler’in yurtdışında olan bilim insanlarını Almanya’ya geri çağırdığında da “Öyle bir dönemde, yani denizlerin dibinin bile bizi kabul etmediği zaman bize kucak açan, bağrına basan Türkiye’ye bu vefasızlığı yapamayız” biçimindeki sözleri çok anlamlıdır.Türkiye onlara kucak açar, sever, sayar ama onlar da gençliklerini bu vatana adarlar. (Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 Üniversite Reformu ve Öğrencileri, Nobel Tıp Kitabevleri, 2021)İnternetin olmadığı ve kitapların en değerli bilgi kaynağı olduğu o dönemlerde yabancı hocalar birkaç kitap değil kütüphaneleriyle gelmişlerdi. Ord. Prof. Dr. Ernst E.Hirsch’in İstanbul’dan Ankara’ya taşınması gerektiğinde Maarif Vekili Hasan Âli Yücel bir formül bularak Hirsch’in sandıklar dolusu kitaplarını 

Milli Kütüphane’nin taşındığı güne ayarladığını çok değerli büyüğüm, arkadaşım Canan Yücel Eronat’dan dinlemiştim.Uçak indi, hoca yok…Prof. Dr. Bedia Akarsu ile yaklaşık çeyrek asır süren dostluk sürecimde dinlediğim anılarından biri bana çok ilginç gelir:Bedia Hoca doktora çalışmasını Ord. Ernst von Aster ile yapmış, tez sınavı aşamasında (kısa bir gezi için Belçika’ya gitmiş olan) hocasını karşılamak üzere Atatürk Havaalanı’na gider. Uçak inmiş. Hoca yok. Meğer hoca uçak havalanmadan orada yaşamını yitirmiş. “O an dünyaca tanınmış çok değerli hocamı kaybetmemin acısını yaşadım Ayşe. Ayrıca yeni bir doktora konusu ve doktora hocası aramak zorunda kadım.” Türk tıbbında olduğu kadar dünya tıbbında da iz bırakan Ord. Prof. Dr. Erich Frank, Türkiye’ye geldiğinde Guraba Hastanesi 2. Dahiliye Kliniği’nde 24 yıl çalışmıştır. Bu dönemde bizim kuşağımızı yetiştiren profesörlerden Orhan Ulutin, Muzaffer Aksoy, Arif İsmet Çetingil, Ferhan Berker, Remzi Özcan, Nejat Harmancı, Nebil Bilhan, Ali Görpe,  Emir Özkan ve daha pek çok bilim insanını yetiştirmiştir.

Bu hocalarımız sadece bir kürsünün hocaları olarak düşünüldüğünde üniversite genelinde öğrencilerin ne kadar şanslı olduğunu görüyoruz. Atatürk ilkelerinin doğrultusunda liyakat, sorumluluk bilinci ve duygusu, özverili çalışma ve her hekimin önce “iyi insan olması” gerekliliğine inanarak eğitim alan 3. kuşak öğrencilerinin çoğu başarılı öğretim üyesi olmuş hatta FKB’den devre arkadaşım Prof. Dr. Aziz Sancar Nobel Ödülü almıştır. Kendisine 1933 Üniversite Reformu ve Öğrencileri adlı kitabımı gönderdiğimde çok zarif bir teşekkür iletisi almıştım.

Üniversitelerde değişmeyen tek mutluluk: Öğrenci saygısı46 yıl devlet ve daha sonra vakıf üniversitelerinde devam eden öğretim ve eğitim görevimde tanık olduğum en değerli mutluluğum öğrencilerimizin biz hocalarına karşı duyduğu saygıdır.1967 yılından bu yana koşullara bağlı olarak (veya olmayarak) sayıları artan üniversitelerde, nitelik ve nicelik olarak öğretim üyesi eksikliği, interaktif eğitimin azalması, kitap veya ders notu erişilmezliği, kariyerde bir aşamaya gelebilmek için verilen çabalardaki yöntem değişikleri akademi dünyasının omurgasını kırmış görülmektedir. Öğrencilerin hiç suçu olmadığı ama yetişmelerinde ne yazık ki olumsuz etki eden COVID-19 dönemi ve 6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük deprem faciası nedeniyle yapılan çevrimiçi ders ve sınavların eğitim üzerindeki olumsuzlukları net olarak görülmektedir. Bütün bu olumsuzluklara karşın üniversitelerde değişmediğini gördüğümüz tek mutluluk, öğrencilerimizin hocalarına gösterdiği saygıdır. Bu da emeklerimizin boşa gitmediğinin göstergesidir.

reformu’nun alman hocaları

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx